Aşk mı Mantık mı? – Yol Ayrımı Röportajı

245
İlk kitabıyla raflarda yerini alan Cansu Çevik Turan ve kitabı Yol Ayrımı ile ilgili oldukça keyifli bir sohbet ettim. Hem yazarlık serüveninden, hem Yol Ayrımı’ndan hem de aşktan konuştuk. Hiç vakit kaybetmeden sorulara geçiyorum.
– Önce seni tanıyalım. Cansu Çevik Turan kimdir?
28 yaşındayım, asıl mesleğim Halkla İlişkiler. Yazmayı çok seven bir kitapseverim ve bundan sonrası için de tek işimin sadece yazmak üzerine olmasını istiyorum.
– Yazarlık serüvenin nasıl başladı? Hep yazar mıydın?
Ben hep yazıyordum ama kendim için yazıyordum. Günlükler tutuyorum, çalışırken işlerden çok bunaldığımda küçük not kağıtlarına yazdığım çok anım oldu. Bir de telefonumun takvimi o tarihte yaşadığım minik hatıraların notlarıyla doludur. Bunların hepsini biriktirdiğim çok değerli bir anı kutum var evde. Zaman zaman o kutuyu açıp aldığım notlarla geçmişe gitmeyi çok seviyorum. Ama Yol Ayrımı benim ilk kitap denemem yani ilk defa bir hikayemi okuyucuyla buluşturdum.
– En klasik sorudur ancak en çok da merak edilen konudur. Yol Ayrımı kitabındaki hangi karakterde kendinden esinlendin?
Tabii ki kitabın ana karakteri Melda’da 🙂 Melda’nın karakteristik özelliklerini kendimden uyarladım bu da onu daha yakından tanımama ve olaylara vereceği tepkilere daha kendi açımdan yaklaşmama sebep oldu.
– Sen olsan Melda’ya neler öğütlerdin? Sence Sinan’la ilişkisi nasıl bir ilişki? Sen Melda olsan ne yapardın?
Melda’ya öğütlemem gereken her şeyi aslında kitapta ona yazarak yaşattığımı düşünüyorum. Sinan’la ilişkisi benim açımdan çok masum, insanın hayatında bir kere de olsa başına gelmesi gereken çok güzel bir aşk hikayesi.
Aslında Melda’yı yazarken hep kendimi onun yerine koyarak düşündüm, onunla sürekli empati yaptım. Ben de olsam olaylara yaklaşımım Melda gibi olurdu muhtemelen, ama sonunda onun yaptığı tercihi yapmaya cesaret edemeyebilirdim.
– Sen aşık olarak mı evlendin yoksa bu aynı zamanda mantıklı da bir evlilik miydi?
Ben gerçekten çok aşık olarak evlendim, hala da aşığım. Yeniden seçme şansım olsa yine şimdiki eşimle evlenirdim.
– Aşk mı mantık mı daha önemli?
Ben her zaman aşktan yanayım. Tabii ki bir yerden sonra mantık da devreye girmeli ama bana hangisi daha ağır basmalı diye soracak olursanız ben AŞK derim.
– Kitabı yazarken ilham aldığın olaylar oldu mu? Kendi başına gelen bir olayı bir karaktere mal ettin mi?
Çevremde tanık olduğum olaylardan ilham aldım tabii, ama hikayenin bütünü tamamen benim hayal gücüm. Kendi başıma gelen bir olayı yansıtmadım ama Melda’nın ilişkiyi yaşayış biçimini, o duygu yoğunluğunu, aşık olduğunda kendinin yeni yönlerini keşfetmesini kendi yaşadığım ilişkilere uyarladım.
– Aşk romanları mı yazmak istiyorsun? İleride seni hangi kitapların yazarı olarak göreceğiz sence?
Evet şuan için planladığım bu, bence aşk duyguların en güçlüsü en güzeli, ben de kendimce kendi bakış açımla insanlara aşkı anlatmak istiyorum. Şuan da kafamda şekillenmeye başlayan yeni bir hikayem var ve onun da konusu yine aşk olacak.
– Ailenin kitabı yazarkenki süreçteki tepkisi nasıldı? ‘Acaba bizim kız kendi yaşadığı bir olayı mı yazdı?’ gibi bir durumla karşılaştın mı? 🙂
Ailem kitabın basılması kesinleşene kadar bir kitap yazdığımı bilmiyordu aslında ? Daha doğrusu kimse bilmiyordu hiç kimseye söylememiştim. Kitabı alıp okuduklarında öyle bir tepki vermediler aksine çok gurur duyduklarını ve çok sevdiklerini söylediler. Ama ben yazarken umarım bunu kendi yaşadığım olaylardan esinlendiğim bir hikaye gibi algılamazlar diye düşünmedim değil 🙂
– En beğendiğin 3 yazar diye sorsam?
Zülfü Livaneli, Jojo Moyes, Judith McNaught. Zülfü Livaneli’nin her öyküsünde okuyucularına yaptığı ters köşeleri çok seviyorum. Diğer yazarların ise; ikili ilişkileri anlatım tarzları, kitaplarda geçen yer ve zamanları ve yalın bir dille anlattıkları kurguyu okumayı seviyorum.
– Eklemek istediklerin var mı?
Öncelikle sizlere çok teşekkür ediyorum bu keyifli röportaj için. Bir de şunu eklemek istiyorum kitap yayınlandıktan sonra kitap yazıp çıkarmakla ilgili çok fazla soru alıyorum çevremden. Çoğu kişi bir hikayesi olduğunu zamanında bir şeyler yazdığını ama sonra sonunu getiremediklerini söylüyor. Onlara tavsiyem hikayelerini asla yarım bırakmasınlar, hayal ettikleri şeylerin peşinde koşsunlar. Ben bu kitabı yazmadan önce defalarca deneme yaptım ama her seferinde olmadı deyip yarım bıraktım sonra Yol Ayrımı’na başladım ve bu sefer hikayem bir aşk hikayesine dönüşüp kendini tamamladı. O yüzden her şeyin bir zamanı var, doğru zaman geldiğinde hikayeniz sizi geri çağıracaktır.
Cansu Çevik Turan ve Yol Ayrımı’na bu yeni serüvende bol şans ve bol satışlar diliyorum 🙂
Sizin hayalleriniz neler? Hayallerinizin önündeki engeller neler? Yazın, konuşalım…
Gizem Aydoğan